SEKTÖRLER HABERLER ÜRÜN TANITIMLARI TEKNİK YAZILAR DOSYALAR RÖPORTAJLAR BAŞARI HİKAYELERİ UZMAN GÖRÜŞÜ YAZARLAR FUARLAR ETKİNLİKLER PROFİLLER Editörden Künye YAYIN KURULU ARŞİV ABONELİK İLETİŞİM
Endüstriyelleşme, Yenilikçilik ve Rekabet Gücü
Ana konumuz aslında, “verimlilik”
 
Artan rekabet, hepimizi karlılığı düşürmeden sürekli olarak kaliteyi arttırmaya zorluyor.
 
Yeteri kadar nitelikli insan kaynağımız olsa dahi, küresel pazarda rekabet edebilmek için, pazarlama-satıştan teslimata kadar tüm süreçlerimizde daha çok teknolojiye dayalı olan, daha az insan müdahalesine ihtiyaç duyan, dolayısıyla insani uygunsuzluklardan daha az etkilenen, verimli ve rekabet gücü yüksek akıllı sistemler geliştirmek mecburiyetindeyiz.Ucuz işgücü ve doğal kaynaklara dayalı rekabet anlayışının yerini, uluslararası pazarlarda rekabet edebilecek teknolojiye sahip üretimler aldı artık.
 
Bu bilinçle hareket eden ülkelerin, uzun dönemli bilim ve teknoloji hedeflerini, stratejilerini belirlediklerini ve bu alanlarda önemli yatırımlar yaptıklarını görmekteyiz.
 
Tüm gelişmiş ülkeler, nitelikli insan gücünü verimli bir şekilde kullanmak ve yüksek katma değerli ürünler geliştirip dünyaya pazarlayabilmek için ileri teknolojinin kullanımına büyük önem vermekte ve bunun için Ar-Ge ve yenilik çalışmalarına büyük miktarda kaynak ayırmaktadırlar.
 
2000’li yıllara kadar kalıpçılığın dünya genelindeki alışılmış yapısı, kişilerin ustalığına bağlı, karmaşık ve düşük verimli atölye imalat süreçlerinden oluşmaktaydı. Haliyle yüksek maliyet, standart olmayan kalite ve genelde tutturulamayan teslim süreleri kalıpçılığın şeffaf olmayan, hakkında endişe duyulan ve güvenilmez bir sektör olarak algılanmasına yol açıyordu.
 
Günümüz rekabet ortamında ise kalıpçılardan beklenen, gelişmiş teknolojilerden faydalanarak endüstriyelleşmeleri, standartlaşmanın sağlanması, yalın üretim kavramına uygun şekilde yeniden organize olmaları, teslim tarihine % 100 riayet etmeleri ve hatta teslim sürelerini daha da kısaltmalarıdır.
 
Endüstriyelleşme kavramını çok yalın bir şekilde tanımlamak gerekirse: Benim kısaca endüstriyelleşme olarak ifade ettiğim Endüstri 4.0, artan rekabet koşullarında, rekabet üstünlüğünün korunması amacıyla 2012 yılında Robert Bosch firması ve Henning Kagermann çalışma grubunun geliştirdiği bir verimlilik arttırma stratejisidir aslında.
 
Birbirleriyle internet üzerinden her türlü bilgi alışverişi yapabilen yeni nesil yazılım ve donanım sistemleri kullanarak -ki bunlara kısaca Siber Fiziksel Sistemler de diyebiliriz- insan müdahalesinden neredeyse bağımsız olarak kendi kendilerini koordine ve optimize ederek üretim yapabilecek akıllı üretim süreçlerinin geliştirilmesini amaçlıyor Endüstri 4.0.
 
Bu strateji kapsamında, bilişim teknolojileri ile endüstri bir araya getirilerek üretim süresinin, üretim için ihtiyaç duyulan enerji miktarının ve haliyle maliyetlerin azaltılması, üretim miktarı ve kalitenin arttırılması hedefleniyor.
Esas hedef, ilk 3 endüstri devrimi ile yine aynı aslında, “verimlilik artışı ile rekabet üstünlüğü sağlanması”.
 
Henry Ford’un 1913 yılında geliştirdiği üretim sistemi ile başladığı kabul edilen 2. Endüstri Devrimi sayesinde Amerika 80 yıla yakın süre dünya otomotiv sektörünü domine etmeyi başarmıştır.
 
Toyota firmasında 1956 yılında geliştirilen üretim sistemi ile başlayan 3. Endüstri Devrimi ile birlikte, 2. dünya savaşından büyük yıkıma uğrayarak çıkmış bir ülke, 50 yıl içerisinde dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline gelmiştir.
 
Bu devrim sayesinde Japonya, dünya otomotiv sektörünü 80 yıla yakın süre domine eden Amerika’yı dahi alt etmeyi başarmıştır.
 
Gördüğünüz gibi endüstri devrimleri hep tek bir kişi veya tek bir firma tarafından başlatılmış.
 
Ancak böylesi önemli stratejilerin tüm bir sektörde hatta ülkenin tüm üretim sektörlerinde yaygınlaşarak başarıya ulaşması için devlet politikaları kapsamında uzun süreli desteklenmeleri gereklidir.
 
Japon Kalıpçılık Sektörünü örnek alacak olursak: Japon Kalıpçılar Birliği 1950 yılında kurulduktan hemen sonra, kalıpçılık sektörü Japon hükümeti tarafından sanayileşmenin en önemli alt yapı taşlarından biri olduğu gerekçesiyle öncelikli desteklenecek sektör olarak ilan edilmiştir.
 
Sürdürülebilir bir gelişme kültürü oluşturmak üzere 80’li yıllara kadar farklı hükümetlerin dönemlerinde tam 6 kez daha öncelikli sanayi sektörü olarak desteklenmiş kalıpçılık sektörü.
 
Bugün Japonya, kalıbın en yoğun kullanıldığı otomotiv başta olmak üzere birçok sektörde onlarca küresel marka yaratabildi ise, 60 yıl önce kalıpçılık sektörünün gelişmesi için konulan hedef ve destek uygulama stratejilerinin bu başarıda çok büyük katkısı vardır.
 
Ülkemizde de son yıllarda sanayiye yönelik birçok destekler verilmekte.
 
Doğrudan kalıpçılık sektörüne yönelik uzun süreli bir destek verilmiş olmasa da son 4 yıl içinde TÜBİTAK, kalıpçılık sektörünü 2 kez Öncelikli Alan AR-GE Proje Destek Programı kapsamına almıştır.
 
Türk Kalıpçılık Sektörü adına çok önemsediğimiz bir gelişme bu. TÜBİTAK tarafından kalıpçılığın gelişmesine öncelik tanınması, sanayinin gelişmesi için kalıbın en temel üretim aracı olduğunun farkına varılmış olması anlamını taşıyor bizler için.
Bazı ülkelerin son 10 yıl içinde kalıpçılık sektörüne yönelik yapmış olduğu patent başvuru sayılarını paylaşmak istiyorum:
Amerikan kalıpçılık sektörü 6.600, Almanya 5.650, Japonya 5.200, İtalya 1.260, Güney Kore 785, Çin 620.Ve Türkiye: 39 adet. Bu başvuruların 32 adedi ise son 4 yıl içinde yapılmış, bunu da özellikle vurgulayalım.
 
TÜBİTAK Kalıpçılık Destek Programı’nın sektörümüzün gelişmesi adına ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi de bu sayılar aslında.
 
Devletin üzerine düşeni yaptığı durumlarda, girişimciler olarak bizlerin de gündemi takip ederek bu tür destek ve teşviklerden faydalanmamız ve fark yaratacak yenilikler geliştirmemiz gerekiyor.
 
Günümüzde ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik ve verimlilik rekabetine dönüşmüş durumdadır.Dolayısıyla bilimsel bilgi ve teknolojinin etkin kullanımı, Ar-Ge ve yenilikçilik altyapısı, derinlemesine uzmanlaşmış işgücü, üretim kalitesi gibi kriterler rekabet gücünü belirleyen en önemli faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
Faaliyetlerimizi sürdürmeye çalıştığımız böylesi yoğun ve dinamik olan bir rekabet ortamında, rekabet üstünlüğü elde etmenin temel kaynağını ise yenilikçilik oluşturmaktadır.
 
Bu rekabet ortamında bir işletmenin ayakta kalabilmesi için, ya yenilikleri yakından takip ederek kendine uyarlaması, ya da yenilikleri bizzat kendisinin geliştirmesi zorunlu hale gelmiştir.
 
4. Endüstri Devrimi’ni de dikkate alarak, Ar-Ge ve yenilikçilik yoluyla verimliliğin yükseltilmesi ve üretim maliyetlerinin düşürülmesi, işletmelerimizin küresel pazarda rekabet edebilir bir yapıya kavuşturulması, firmalarımızın ve ülkemizin geleceği açısından son derece önemlidir.
 
Başarıya ulaşmak için endüstriyelleşmeyi uzun vadeli hedeflerimiz içerisine almalı ve sektörün her kademesinden, tüm firmaların toplamda gelişmesini sağlamaya yönelik stratejiler geliştirmeliyiz.
 
Her şeyden önemlisi, değişime ve gelişime açık olmalı, sadece mevcut siparişlerin üretimine odaklanmadan, öğrenilmiş alışkanlıklarımızı sürekli tekrar etmekten vazgeçerek dünyada yaşanan değişimleri takip etmeliyiz.
 
Yurtdışı kalıp üreticileriyle işbirliği fırsatlarını araştırmalı, ortak projeler yapmalı, hatta ortak yatırımlara girmeliyiz. Bu sayede küresel pazarın talep ettiği teknolojik bilgi ve tecrübe transferini de daha hızlı sağlayabiliriz.
 
Ve son olarak…  Değişim için gerekli olan tüm bu çalışmaların yanı sıra İnsan Kaynakları Yönetiminde de yenilikçi stratejiler oluşturmamız hepimiz için büyük önem arz etmektedir.
 
Tek bir düğmeye basarak çalışacak en ileri teknolojik sistemleri kursak dahi, o düğmeye basacak bir kişiye ve o kişiyi doğru yönetecek stratejilere de her zaman ihtiyacımız olacaktır.
 
 
Sevgi ve selamlarımla,
Şamil ÖZOĞUL
UKUB Yönetim Kurulu Başkanı
 
Paylaş Tweet
1438 kez okundu
En Çok Okunanlar Son Eklenenler
YAYIN AKIŞI
FACEBOOK
TWITTER
INSTAGRAM