E-Dergi SEKTÖRLER HABERLER ÜRÜN TANITIMLARI TEKNİK YAZILAR DOSYALAR RÖPORTAJLAR BAŞARI HİKAYELERİ UZMAN GÖRÜŞÜ YAZARLAR FUARLAR ETKİNLİKLER PROFİLLER Editörden Künye YAYIN KURULU ARŞİV ABONELİK KVKK İLETİŞİM
Prof. Dr. Mehmet ŞİŞMAN
Prof. Dr. Mehmet ŞİŞMAN
msisman@marmara.edu.tr
ABD Doları ya da Carpe Diem

Türkiye Ekonomisi’nde en çok merak edilen gösterge; kuşkusuz dolar/TL kuru, bir başka deyişle doların TL karşılığıdır. Zira sanayi için döviz kurunun önemi, hem ürettiği malda kullanmak için ithal ettiği girdinin fiyatı, hem de ihraç ettiği malın fiyatı açısından büyük önem taşımaktadır.

 

Ekonomideki tüm fiyatları değiştirme ve dalgalandırma gücü olan döviz kuru diğer girdi bağımlısı ve ihracat yönelimli ülkelerde olduğu gibi Türkiye sanayisini de etkilemektedir. Eğer sadece yerli girdi kullanıyorsanız ve ihracatçı değilseniz bile ekonomideki büyüme eğilimleri ve sektörler arası girdi ilişkisi yoluyla döviz kurundan yine etkilenirsiniz. Neden mi? Sizin kredi aldığınız banka yurtdışından borçlanarak size kredi veriyorsa, hem faiz kanalından hem de döviz kuru kanalından etkilenirsiniz. 1980 sonrası Neoliberal küreselleşen ekonomi politikaları üretim fiyatlarından çok finans koşullarının daha fazla belirlediği döviz kuru sundu. Merkez Bankalarının belirlediği faiz oranları aynı zamanda döviz kurunun fiyatını belirlemektedir dolaylı olarak. Peki faizleri belirleyen  koşullar nedir? Enflasyonist veya deflasyonist ortam belirleyicidir. 2008 Küresel krizi sonrası ABD Merkez Bankası deflasyonist ortamı düzeltmek için yani küçük de olsa (%2 gibi) enflasyon yaratmak için faiz oranlarını sıfıra yakın düşürdü. Çünkü deflasyonist eğilimler enflasyondan da tehlikelidir piyasa ekonomisinde tüm kar, ücret ve rant gelirlerini kemirir. Kapitalizm gelir gruplarının motivasyonunu arttırmak amacıyla faiz yoluyla döviz kurunu yani tüm fiyatları harmanlamak ister ki kar ve rant gelirleri özellikle artsın. Tabi ücret ve maaş gelirlerinin de toplam talebin yükselmesi anlamında artması beklenir.. Bu nedenle Fed başkanı J. Yellen dolardaki yükselişe izin veren faiz politikaları uyguluyor ve faizi arttırmak için maaş gelirlerinin de artması gerektiğinden söz ediyor.  Neoliberal Finansallaşma Merkez Bankası Başkanlarını Başbakanlar gibi canlı yayın konuşmalarıyla algı yönetimine ve ilgiye yöneltti.  Çünkü borsaların akıbeti de bu ilgiden derin etkiyle sarsılabilmektedir. 

 
Bu sıralar iç ve dış koşullar yeniden bu ilgiyi körükledi. T.C. Merkez Bankası’nın politika faizinde (aynı zamanda 1 haftalık repo faizi) ve bankalar arası piyasadaki faiz olan koridorun üst faizinde sırasıyla 50 baz puan ve 25 baz puan indirim yapması, tartışmaları beraberinde getirdi. Yeni politika faizi 7.50 ve olan üst koridor faizi  10.75 olarak gerçekleşen faizler gündemin sıkışık likiditesi ve bir türlü düşemeyen enflasyonun bir sonucudur. Bu nedenle, piyasada ağırlıklı olarak bu düşüş makul karşılanırken, iktidar cephesinde ise küçük faiz düşüşleri  tatsız yorumlara neden oldu. 3 Mart’ta açıklanan enflasyon oranı aslında Merkez Bankasının haklılığını bir parça da olsa ortaya koymaktadır. Türkiye Ekonomisi’nde yıllık enflasyon Şubat 2015 itibariyle %7,55 tir (yıllık). Aylık enflasyon da düşmek bir yana, hala artmaktadır. Ayrıca, yurtiçi üretici fiyat endeksi olarak bilinen üretim malları fiyat artışı endeksinde Şubat 2015 ÜFE’de %1,20 gibi keskin bir artış gözlenmektedir. Sadece tüketim mallarından (gıda ve içecek grubu) değil, üretim mallarında da (metal sektöründe aylık %7.03 gibi yüksek bir artış) enflasyonun düşmediği, tam tersi bir miktar daha arttığı anlaşılmaktadır. Bu ortamda geçmiş enflasyon verileri geleceğe uygulanacak faiz oranlarına ayna olmaktadır. Reel faizlerin (faiz eksi enflasyon) daha da daralması aynı zamanda döviz kurunu yükselterek doların fiyatında ani artışlara neden olmaktadır. Eğer 300-400 baz puan gibi hızlı faiz indirimleri gerçekleştirilirse, doların 3 lirayı geçmesi olasılık dahilindedir. Bu olgu da Türkiye’de bütün fiyatları e borçları etkileyen bir ortama girilmesi  demektir. Zira dünyanın en “dertli ekonomileri” arasında ilk 10 dayız. İşsizlik oranı artı TÜFE artışına bağlanan ve sefalet endeksi de denen dertlilik endeksinde Yunanistan 5. , Türkiye 9. Bu ortamda bıçak sırtı iktisadi koşullardan söz edebiliriz, sefalet endeksinden de anlaşıldığı gibi Türkiye’de bunun içindedir. Sermaye birikimi koşulları yılların cari açığıyla kısa vadeli borçları kamçılayan Türkiye’nin hassasiyetleri yüksektir. Nedeni TCMB sitesinden alıntıladığımız aşağıdaki verilerde gizlidir.
 
“2014 yıl sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stoku, 2013 yıl sonuna göre % 2,0 oranında artışla 133,0 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku % 4,0 oranında artarak 95,9 milyar ABD doları olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku % 1,6 oranında azalarak 36,7 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşmiştir.”
 
Toplam 180 milyar dolar (ABD doları) olan mevcut özel sektör borcu içindeki kısa vadeli payı ayırarak, buna devletin borcu eklendiğinde 1 yıla kadar olan borçlar 150 milyar dolara yaklaşmaktadır. Brüt döviz rezervleri 130 milyar dolar olduğu biliniyor. TCMB hem fiyat istikrarını hem de finansal istikrarı kollamakla yükümlü bir kurum olarak döviz kurlarındaki ani artışa yol açacak hızlı faiz düşüşlerini aklından bile geçiremez. Zira aylık dış ticaret açığından gelen ithalat maliyetine kısa vadeli dış borç çevirme zorunluluğu eklendiğinde hızlı kur artışlarının maliyeti açıkça gözden geçirilmektedir. Ekonomi 2002 yılına göre çok fazla dolarize olmuş durumda. 2001 krizinin maliyeti faizler üzerinden bütün topluma yansıtıldıysa da, gelecekteki muhtemel krizin döviz üzerinden gerçekleşmesi ve yine bütün topluma (çokluk) acı vereceğini bilen bizim gibi bilim insanlarını şaşırtmaz. 
 
“Kasım 2014 verilerine göre şirketlerin 282 milyar 327 milyon liralık borcuna karşılık 103 milyar 127 milyon liralık döviz varlığı bulunuyor. Reel sektör döviz borcunun yüzde 36.5’ini karşılayabiliyor. Özetle şirketler 179 milyar 200 milyon dolarlık borcunu karşılayacak varlığa sahip değil. Bu kadarlık bir döviz açığı da Kasım 2014 dolar kuruna göre 399 milyar 616 milyon lira iken bugünkü kurla 451 milyar 584 milyon lirayı buluyor. Buna göre reel sektörün döviz açığı 4 aylık kur farkından 51 milyar 968 milyon lira büyüdü (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/224431/60_Saray_parasi_kadar_konustu.html.). Bu para doların her bir kuruş artışında yeniden artış göstererek riskleri artırmaktadır. 
 
Öte yandan, finanstaki farklı görüşler bize üretim ekonomisine dönüş için sinyal vermesi açısından anlamlıdır. Zira   simgesiyle bilinen  Türk Lirası;  1989 30 ve 32 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle “aşırı değerli” ya da pahalı para haline getirildi. Ucuz dövizin karşılığı yerli paranın enflasyon farklarına bağlı olmadan değerlenmesi, herkesin malumu olduğu üzere sıcak para politikalarıyla mümkün olmuştur. Bugünlerde doların pahalılaşması bu politikanın ABD ayağındaki gelişmelerle bağlantılıdır. 2008 Küresel krizinden sonra bizim gibi Çevre ülkelere açılan dolar yatırımları tekrar kendi evine yani ABD’ye dönmektedir. ABD sermayesi bu aralar dışarıya yatırdığı dolardan çok içeriye para yatırmaktadır. Çünkü ABD de yeni kar fırsatları doğmuş, bu nedenle de işsizlik düşmektedir ABD işsizliği %9’ lardan %5,7’ye düştü). Hala Çin, Brezilya ve Şili gibi ülkelere dolar aksa da Türkiye’ye özellikle uzun vadeli yatırımların gelişi oldukça yavaşlamış, Türkiye sermayesi bile dışarıda karlı yatırım arayışına girmektedir (geçen yıl 7 milyar doları çıkış var). Dışarıda Ukrayna ve Suriye jeopolitik krizlerin soğumaya başladığını gördüğümüz anda, Türkiye’ye gelen dolarların daha da azaldığına tanık olacağız. Rusya yeniden artan petrol ve doğal gaz fiyatlarının keyfini çıkararak bizden ithalatını bir miktar arttırsa da bu Türkiye’deki FDI denilen uzun vadeli yabancı sermaye girişi etkisi yapacağı anlamına gelmemektedir. Tersine Rusya-Çin ekseninin AB hegemonu Almanya (Angela Merkel bu anlamda çok başarılı) nın da iknasıyla sistem içinde yeniden düzene sokulması gündeme gelmektedir. Çünkü ABD kendi  parası doların artışını sağlayacak gelişmeleri destekleyerek aynı zamanda doların dünya parası olma özelliğini yeniden parlatmaktadır. Kuşkusuz günümüzde ABD ekonomisinin geleceği tek kutuplu Dünya Ekonomisi’nin geleceğini belirler hale gelmiştir. ABD hala küresel krizden çıkışın etkisiyle yaralarını sarmakla meşgul olduğundan, kendi Merkez Bankası Fed’in Haziran sonrası yapmayı planladığı faiz artışlarıyla, bizim gibi Çevre ülkelerde oluşması muhtemel krizlere ilgisi sınırlı düzeyde (IMF aracılığıyla) kalacaktır kanısındayım. Bu sıralar yeniden yavaşlayan dünya ticareti ve büyüme eğilimleri bizi Carpe Diem yani geleceği belirsiz bir döneme doğru itmektedir. Isınan dünya siyaseti, ekonomideki gelişmelere sessiz kalamaz, bu nedenle yeniden uzlaşma eğilimleri, Ukrayna da olduğu gibi gözlenmektedir.
 
Özetle bütün dünyadaki üretim birimleri ABD’deki üretim koşullarının gereksinimlerine göre fiyat belirlemek durumunda kalmaktadır. Zira dünya ticaretinin üçte ikisi dolar üzerinden yapılmaktadır. Dünyadaki birim emek maliyetleri ve verimlilik ilişkisi ülkelerdeki sektörel fiyatlama da hep dolar üzerinden yapılmaktadır. Türkiye Ekonomisi’nin ihracat gelirleri ağırlıklı olarak Euro, ithalat harcamaları da yine ağırlıklı olarak dolar üzerinden yapıldığından Euro/dolar paritesindeki her düşüş, doların Euro karşısında değer kazanması anlamına geldiğinden Türkiye’nin Carpe Diemi olmaktadır. Yani gelirdeki düşüşün getirdiği belirsizlik. Bir de bunun yanına doların pahalılaşmasıyla ithalata bağlı olarak çalışan sektörlerde maliyeti arttırıcı etki (biz buna kur geçişkenliği-exchange rate pass through -diyoruz) katılırsa Carpe Diem’den ne demek istediğim anlaşılabilir. Ekonomi bir sanat gibi de değerlendirilebileceğinden içinde umut da taşır. Zira bunalım içinde çözümleri de taşımaktadır. Yeter ki bilime, akla ve serinkanlılığa fırsat verelim. 
 
*Romalı şair Horatius´un “Odes” adlı eserinde “Carpe diem quam minimum credula postero” (günü yakala, yarın ne olacağını bilmiyorsun) şeklinde geçer.
 
Paylaş Tweet Paylaş
51348 kez okundu
SEKTÖREL HABERLER
Sürdürülebilir Yapılaşmada Rota Yeniden Oluşturuldu
Binalarda enerji verimliliğini doğrudan etkileyen önemli mevzuat değişiklikleriyle 2025 yılını tamamlamaya hazırlanan yalıtım sektörü, 2026 yılını pozitif bir tablo ile karşılıyor. TS 825 Binalarda Isı Yalıtım Kuralları Standar DEVAMI...
Kalite Ankara’26 Fuarı 04–07 Kasım 2026’da Gerçekleşecek
Türkiye’nin Kalite Yolculuğu Başkent Ankara’da Yeni Bir Dönemle Devam Ediyor.   Türkiye’nin üretim kalitesi ve endüstriyel üretim süreçlerine odaklanan Kalite Ankara’26, DEVAMI...
KalDer Artık Denizli’de!
Türkiye’de yönetim kalitesi kültürünün yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi amacıyla faaliyetlerini sürdüren Türkiye Kalite Derneği (KalDer), ülk DEVAMI...
Küçük Tezgâhlar ve Düşük Talaş Derinlikleri için İdeal Uçlar
İstanbul, Ocak 2026 - Seco® Double Turbo 11 frezeleme ucu, küçük tezgahlar ve sığ kesimler için tasarlanmış endekslenebilir frezeleme teknolojisinin yeni evrimidir. Double Turbo 11, malzeme veya işleme zorluğu ne olu DEVAMI...
Yapay Zekâ Yeni Bir Tehdit Çağının Fitilini Ateşliyor
Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET, Haziran-Kasım 2025 dönemine ait istatistikleri içeren 2025 İkinci Yarı Tehdit Raporu’nu yayımladı. NFC tehditleri, 2025 yılının ikinci yarısında görülen bir DEVAMI...
Tungaloy, Artan Karbür Maliyetlerine Daha Akıllı ve Sürdürülebilir Çözümlerle Yanıt Veriyor
Tungsten fiyatlarındaki artış, hammaddeye yönelik artan baskı ve ileri üretim sektörlerinden gelen güçlü talep, küresel talaşlı imalat endüstrisini dönüştürüyor. 2025 yılı boyunca DEVAMI...
Mitutoyo, Babeș-Bolyai Üniversitesi’nde Yeni Kuşak Mühendisleri Destekliyor
1581 yılına uzanan köklü bir geleneğe sahip olan Cluj-Napoca’daki Babeș-Bolyai Üniversitesi (UBB), Romanya’nın en eski üniversitesi olup, yüzyıllara dayanan akademik mirası ve geleceğin çalışma, ara DEVAMI...
PLASFED Üyelerinden Ankara Çıkarması
PLASFED, Ankara’da gerçekleştirdiği iki günlük program kapsamında savunma sanayinin üç dev kuruluşu TUSAŞ, HAVELSAN ve ASELSAN ile TOBB, ASO ve ATO’yu ziyaret etti. Program boyunca sanayi, teknoloji ve DEVAMI...
Koç Holding Ceo’su Levent Çakıroğlu, Davos Zirvesi’nde Yapay Zekâ Destekli Sanayi Dönüşümünü Aktardı
Koç Topluluğu bünyesindeki bir üretim tesisi daha Sanayi 4.0. uygulamalarındaki başarılarıyla Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından küresel ölçekte örnek gösterildi.  Dijital ikiz, yap DEVAMI...
Türk Öğrenciler Ambalaj Tasarımında Dünyaya Damga Vurdu
Türkiye’den üniversite öğrencileri, ambalaj tasarımının küresel ölçekte en prestijli iki organizasyonu olan WorldStar STUDENT 2026 ve AsiaStar 2025 yarışmalarında elde ettikleri derecelerle, Türkiye DEVAMI...
En Çok Okunanlar Son Eklenenler