![]()
Bu sayımızda, sanayide bir kadın olarak uzun yıllara dayanan deneyimiyle ER-EL Makina’nın farklı kademelerinde görev alan ve bugün Genel Koordinatör olarak çalışmalarını sürdüren Maşide Doğdu ile bir araya geldik. Röportajımızda ER-EL Makina’nın gelişim sürecini, hassas bağlama çözümlerini, üretim ve mühendislik yaklaşımını, Türk imalat sektörünün geleceğini ve sanayide kadın olmanın deneyimlerini konuştuk.
Sayın Maşide Hanım bize kendinizi anlatır mısınız?
ER-EL Makina’da uzun yıllardır farklı görev ve sorumluluklar üstlendim. Bugün Genel Koordinatör olarak görev yapıyorum ama buraya gelene kadar işin farklı kademelerinde bulunmuş olmak bulunduğum yeri ve yapılan işi çok daha iyi anlamamı sağlıyor. Çünkü üretimi, müşteriyi ve çalışan tarafını görmeden sadece yönetici gözüyle bakmanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Hâlâ öğrenmeye ve işin içinde olmaya devam ediyorum.
Kadın gözüyle sanayideki tecrübelerinizi anlatırken gelecek nesile tavsileriniz neler olur?
Sanayide kadın olmak geçmişe göre çok daha görünür artık ve bu gerçekten sevindirici. Ben de yıllar içinde kadınların bu alanda ne kadar güçlü bir yer edinebildiğini yakından gördüm. Özellikle disiplinli çalışma, detayları fark etme, iletişim ve organizasyon konusunda kadınların sanayiye çok şey kattığını düşünüyorum. Genç kadınlara da hep şunu söylemek isterim: Sanayiyi kendinize uzak görmeyin. Üretimin içine girin, öğrenmekten, teknik bilgi edinmekten ve sorumluluk almaktan çekinmeyin. Çünkü günün sonunda sizi ileriye taşıyan şey kadın ya da erkek olmanız değil; işinizi ne kadar iyi bildiğiniz, ne kadar emek verdiğiniz ve ne kadar kararlı olduğunuz.
![]()
Kurulduğundan beri yatırımları ve projeleriyle gündemde olan firmanız hakkında bilgi verir misiniz?
ER-EL Makina’nın gelişimini aslında tek bir ürün ya da yatırımla anlatmak zor. Yıllar içinde müşterilerimizin ihtiyaçları değiştikçe biz de onlarla birlikte geliştik. Üretim kabiliyetimizi artırdık, mühendislik tarafımızı güçlendirdik, ürün çeşitliliğimizi genişlettik. Bugün artık sadece ürün tedarik eden bir firma değil, müşterisiyle aynı masaya oturup ihtiyacı anlayan ve birlikte çözüm geliştiren bir noktadayız. Bence ER-EL’in yıllar içindeki gelişimini en iyi anlatan şey de bu.
Yapılan yatırımlar hakkında bilgi verir misiniz?
Biz yatırım denildiğinde yalnızca yeni bir makine almayı düşünmüyoruz. Elbette makine parkımızı ve üretim altyapımızı ihtiyaçlarımız doğrultusunda geliştiriyoruz. Ama mühendisliğe, otomasyona, dijitalleşmeye ve insana yapılan yatırımın da en az makine yatırımı kadar önemli olduğunu düşünüyoruz.
Özellikle son yıllarda daha kompleks ve müşteriye özel projeler üzerinde çalışıyoruz. Bu nedenle yatırım kararlarımızı sadece daha fazla nasıl üretiriz? diye değil, daha nitelikli hangi işleri yapabiliriz? diye düşünerek alıyoruz. Yatırımlarımızın yönünü de aslında bu bakış açısı belirliyor.
Ülkemizdeki özellikle savunma sanayisindeki gelişmeler ile oluşan bir havuz içinde oldunuz. Ayrıca Kocaeli Sanayi odasında ve İMES OSB yönetiminde çalışmalarınız var bunla ilgili bize bilgi verir misiniz?
Savunma sanayimizin son yıllarda geldiği noktanın Türk imalat sektörü açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Burada gelişen mühendislik, kalite ve üretim disiplini yalnızca savunma sanayisinde kalmıyor; zamanla farklı sektörlere de yansıyor. Biz de ER-EL olarak bu gelişimin içinde yer alırken beklentilerin nasıl değiştiğini ve üreticiden artık çok daha yüksek bir teknik yeterlilik beklendiğini yakından görüyoruz.
Kocaeli Sanayi Odası, Kocaeli Model Fabrika ve Kocaeli Dilovası İMES OSB tarafındaki çalışmaları ise firma yönetimimiz aktif olarak yürütüyor. Dolayısıyla ER-EL olarak bu yapıların ve sanayideki ortak gündemin içinde yer alıyoruz. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum; çünkü kendi fabrikanızın gündeminden çıktığınızda, aslında pek çok sanayicinin benzer konular üzerinde düşündüğünü ve benzer sorunlara çözüm aradığını görüyorsunuz. Sanayide bazı konuların tek başına değil, birlikte hareket ederek ilerleyebileceğine inanıyorum.
![]()
UKUB da yönetim kurulundasınız. Çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?
UKUB’da iki dönemdir Yönetim Kurulu Üyesiyim, aynı zamanda İktisadi İşletme Müdürü görevini yürütüyorum. Bu nedenle çalışmaların hem yönetim hem de uygulama tarafında yer alıyorum. Tersine mühendislik çalışmalarımızın yanı sıra Türkiye’de ve dünyada kalıpçılığın gelişimini, sektörün ihtiyaçlarını ve geleceğini ele aldığımız çalıştaylara katılıyoruz.
Kalıp ekipman üreticileriyle yaptığımız çalışmaları da özellikle önemsiyorum. Çünkü kalıpçılığı yalnızca kalıp üretimi üzerinden değerlendirmek bana göre eksik kalıyor. Ekipmanından malzemesine, mühendisliğinden teknolojiye kadar birbirini tamamlayan birçok alan var. UKUB’da da bu alanların birbirini daha iyi tanıması, ortak ihtiyaçların konuşulması ve sektörün birlikte gelişmesi için çalışıyoruz.
ER-EL Makina olarak hangi sektörlere hizmet veriyorsunuz?
Başta otomotiv, beyaz eşya, savunma ve havacılık olmak üzere, hassas üretim ve güvenilir bağlama çözümlerine ihtiyaç duyan farklı sektörlerle çalışıyoruz.
Her sektörün beklentisi birbirinden farklı. Otomotiv, beyaz eşya gibi sektörlerde hız, süreklilik ve tekrarlanabilirlik ön plana çıkarken; savunma ve havacılıkta hassasiyet, kalite ve güvenilirlik çok daha belirleyici olabiliyor. Bizim açımızdan farklı sektörlerde çalışmanın en büyük avantajı da bu. Her yeni proje farklı bir ihtiyaçla geliyor ve bizi bildiğimiz çözümleri tekrar etmek yerine, o işe özel düşünmeye ve geliştirmeye yönlendiriyor.
Kendinize ait Ürün çeşitleriniz nelerdir. Yeni projeniz var mı?
Bağlama teknolojileri uzun yıllardır uzmanlaştığımız alan. CNC tezgâhları için tasarladığımız özel bağlama mengenelerimiz, 0,005 mm tekrarlanabilir bağlama hassasiyetine sahip Point Clamp ürün grubumuz ve müşteriye özel fikstür uygulamalarımız bulunuyor. 3, 4 ve 5 eksen CNC tezgâhları için de parçaya ve işleme prosesine göre farklı bağlama çözümleri sunuyoruz.
Özellikle Point Clamp ürünlerimizi bugün birçok farklı fikstür uygulamasında kullanıyoruz. Burada bizim için önemli olan yalnızca bir bağlama elemanı üretmek değil; parçanın nasıl işleneceğini, tezgâhı ve prosesi birlikte değerlendirerek doğru bağlama yöntemini oluşturmak.
Yeni projelerimizde de bu tecrübeyi robotlu otomasyon ve dijitalleşmeyle birleştiren çalışmalarımız var. Müşteri bazen bize belirli bir ürün için geliyor ama projeyi konuşmaya başladığımızda gerçek ihtiyacın farklı olduğunu görebiliyoruz. İşin mühendislik tarafı da aslında tam burada başlıyor.
Firmanızı sektördeki rakiplerinizden ayıran özellikler nelerdir?
Bence bizi ayıran en önemli konulardan biri sahayı ve üretimi iyi tanımamız. Yıllardır işin içinde olduğumuz için müşterinin yaşadığı problemi sadece ürün açısından değil, üretim sürecinin bütünü içinde değerlendirebiliyoruz.
Bazen müşteri bize belirli bir ürün talebiyle geliyor ama uygulamaya baktığımızda ihtiyacın aslında başka bir noktada olduğunu görebiliyoruz. Biz o zaman sadece “istenen ürünü verelim” diye bakmıyoruz; bu işi nasıl daha kolay, daha güvenli ve daha verimli hale getirebiliriz diye düşünüyoruz.
Bir de müşterilerimizle kurduğumuz ilişkinin satışla bitmemesini önemsiyoruz. Ürün sahaya girdikten sonra da o uygulamanın nasıl çalıştığını takip ediyoruz. Uzun yıllardır birlikte çalıştığımız müşterilerimizin olmasını da biraz buna bağlıyorum.
Firmanızın sahip olduğu standartlar nelerdir? Ar- Ge çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Kalite standartları bizim için yalnızca sahip olduğumuz belgelerden ibaret değil, üretimin her aşamasında uyguladığımız bir çalışma disiplini. Özellikle hassas bağlama sistemleri ve müşteriye özel projeler yaptığınızda ölçüm, kontrol, izlenebilirlik ve tekrarlanabilirlik işin vazgeçilmez bir parçası haline geliyor.
Ar-Ge tarafında ise her şey laboratuvarda başlamıyor. Bazen sahada karşılaştığımız bir problem, bazen müşteriden gelen farklı bir talep yeni bir ürünün ya da fikstürün çıkış noktası olabiliyor. Mühendislik ekibimiz bu ihtiyacı değerlendiriyor; tasarım, prototip, üretim ve test süreçlerinden geçirerek uygulanabilir hale getiriyor. Dolayısıyla bizim Ar-Ge anlayışımız üretimden kopuk değil. Sahadan gelen ihtiyaçla başlayıp yine sahada karşılığını bulan bir süreç.
Hizmet ettiğiniz Türk imalat sektörünü değerlendirir misiniz?
Türk imalat sektörünün en büyük gücünün üretmeyi bilmesi olduğunu düşünüyorum. Zor bir dönemden geçiyoruz; maliyetler, finansmana erişim ve dış pazarlardaki gelişmeler sanayicinin kararlarını doğal olarak etkiliyor. Yatırımlar daha temkinli ve daha seçici yapılıyor ama sahada hâlâ üretme isteği olan girişimciler olduğunu görüyorum.
Bence bundan sonraki mesele sadece daha fazla üretmek değil, ürettiğimiz işin değerini artırmak. Aynı işi daha iyi yapmak, kendi ürünümüzü ve teknolojimizi geliştirmek, mümkün olduğunca teknolojiyi sadece kullanan değil, üreten tarafta olmak zorundayız.
Türkiye’nin üretim tecrübesi var. Bundan sonraki adımın bu tecrübeyi daha fazla mühendislik, teknoloji ve katma değere dönüştürmek olduğuna inanıyorum.
Uluslararası arena da Türk makina ve kalıp sektörünün yeri nerede sizce nerede olmalıdır?
Avrupa’daki fuarlara düzenli olarak katılıyoruz ve orada Türk firmalarının geldiği noktayı çok daha net görme fırsatımız oluyor. Artık birçok alanda “Türkiye bunu üretebilir mi?” sorusunu geride bıraktığımızı düşünüyorum. Üretebildiğimizi, mühendislik yapabildiğimizi ve kalite konusunda rekabet edebildiğimizi gösterdik.
Bence bundan sonraki aşama, bu gücü uluslararası pazarda daha görünür hale getirmek. Sadece iyi üretmek yetmiyor; kendi markalarımızla daha fazla yer almak, güven oluşturmak ve tercih edilen tarafta olmak gerekiyor. Türk makina ve kalıp sektörünün bilgi birikimi ve üretim tecrübesi buna fazlasıyla uygun. Bundan sonra biraz daha kendimizi doğru konumlandırmamız ve yaptığımız işin arkasında daha güçlü durmamız gerektiğini düşünüyorum.
![]()
Bir de Kalıp Dünyası dergisinde neler görmek istersiniz? Biraz bizi de değerlendirir misiniz?
Sektörel yayınların güzel tarafı şu; bazen yanı başımızdaki firmanın yaptığı başarılı bir çalışmadan bile haberdar olamayabiliyoruz. Kalıp Dünyası’nın firmalara, yeni uygulamalara ve sektördeki gelişmelere yer vermesi, aynı zamanda bunları dijital platformlara taşıması sektörün birbirinden haberdar olmasını sağlıyor.
Ben özellikle gerçek uygulama örneklerini okumayı seviyorum. Bir firma ne yaptı, hangi problemi nasıl çözdü, hangi teknolojiyi kullandı, bunun sonucunda ne değişti? Bunları biraz daha fazla görmek isterim. Çünkü birbirimizin tecrübelerinden öğreneceğimiz çok şey var.
Bunun yanında gençlerin sektöre kazandırılması, mesleki eğitim ve sanayide kadınların daha fazla yer alması gibi konuların da işlenmesini isterim. Kalıpçılığın sadece bugünü değil, geleceği de konuşulmalı diye düşünüyorum.


